
Türkiye Ekonomisi İçin Yeni Dönem: ING’den Güncel Analiz ve Beklentiler
ING tarafından yayımlanan son rapor, Türkiye ekonomisinin küresel ve bölgesel gelişmelerin etkisiyle yeni bir döneme girdiğini ortaya koyarken, özellikle jeopolitik risklerin ve enerji fiyatlarındaki dalgalanmaların makroekonomik görünüm üzerindeki belirleyici rolüne dikkat çekiyor. Raporda, artan belirsizlik ortamının hem iç talep hem de dış ticaret dengesi üzerinde baskı oluşturduğu, bu durumun da ekonomik büyüme ve fiyat istikrarı açısından yeni zorluklar doğurduğu ifade ediliyor. Ekonomi yönetiminin mevcut program çerçevesinde fiyat istikrarı ve mali disiplin hedeflerine bağlı kalmaya devam edeceği vurgulanırken, bu politikaların sürdürülebilir büyüme açısından kritik öneme sahip olduğu belirtiliyor.
Sıkı finansal koşulların ekonomik aktivite üzerindeki etkileri giderek daha belirgin hale gelirken, kredi büyümesindeki yavaşlama ve finansman maliyetlerindeki artışın iç talebi sınırladığı ifade ediliyor. Aynı zamanda dış talepte gözlenen zayıflama sinyalleri ve ihracat kanallarındaki daralma riskleri, büyüme görünümünü aşağı yönlü etkileyen faktörler arasında yer alıyor. Bu çerçevede net ihracatın büyümeye katkısının sınırlı kalabileceği ve ekonomik aktivitenin daha dengeli ancak daha düşük tempolu bir genişleme sürecine gireceği öngörülüyor.
Enflasyon tarafında ise enerji maliyetlerindeki artışın fiyatlama davranışları üzerindeki etkisi ön plana çıkıyor. Petrol ve diğer emtia fiyatlarındaki dalgalanmaların maliyet enflasyonunu artırdığı belirtilirken, bu gelişmeler doğrultusunda 2026 yılı enflasyon tahmininin %25,5’ten %27,5 seviyesine yükseltildiği ifade ediliyor. Bu durumun, tüketici fiyatları üzerinde kalıcı baskı oluşturabileceği ve enflasyonla mücadelede daha sıkı bir politika duruşunu gerekli kılabileceği değerlendiriliyor.
Büyüme tarafında ise daha temkinli bir görünüm öne çıkıyor. İç talepteki yavaşlama, finansman koşullarındaki sıkılaşma ve dış talebe bağlı belirsizlikler doğrultusunda, 2026 yılı büyüme tahmini %3,4’ten %3 seviyesine çekilirken, ekonomik aktivitenin daha kontrollü bir büyüme patikasında ilerleyeceği öngörülüyor. Bu süreçte özellikle yatırım harcamalarının ve ihracat performansının büyüme üzerindeki etkisinin belirleyici olacağı ifade ediliyor.
Para politikası tarafında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın ihtiyatlı ve sıkı duruşunu koruması beklenirken, jeopolitik risklerin artması durumunda ilave sıkılaştırma adımlarının gündeme gelebileceği belirtiliyor. Politika faizinin mevcut seviyelerde korunabileceği ancak fonlama maliyetlerinin artırılması yoluyla piyasalara ek sıkılık sağlanabileceği değerlendiriliyor. Döviz kuru tarafında ise yılın ilk yarısında daha dengeli bir seyir öngörülürken, Merkez Bankası’nın likidite yönetimi ve rezerv araçlarını aktif şekilde kullanarak kur oynaklığını sınırlamaya devam edeceği ifade ediliyor.
Cari açık görünümünde enerji fiyatlarının belirleyici rolü sürerken, petrol fiyatlarındaki her artışın dış denge üzerinde ilave baskı oluşturabileceği belirtiliyor. Bu kapsamda 2026 yılı sonunda cari açığın artış gösterebileceği ve milli gelir içerisindeki payının yükselmesinin olası olduğu ifade ediliyor. Öte yandan rezerv dinamiklerinde son dönemde gözlenen toparlanma sinyallerinin finansal istikrar açısından olumlu bir gelişme olduğu vurgulanırken, sermaye akımlarındaki iyileşmenin bu süreci destekleyebileceği belirtiliyor.
Genel değerlendirmede rapor, Türkiye ekonomisinin küresel şoklara ve bölgesel risklere karşı hassasiyetini koruduğunu ancak uygulanan politika çerçevesi sayesinde kontrollü bir dengelenme süreci içerisinde ilerlemeye devam ettiğini ortaya koyuyor. Bu süreçte para politikası, mali disiplin ve yapısal reformların birlikte yürütülmesinin ekonomik istikrarın sürdürülebilirliği açısından kritik rol oynayacağı ifade ediliyor.