
TCMB Piyasa Anketi: Enflasyon ve Döviz Beklentileri Yükselirken Faizlerde Kademeli Düşüş Öngörülüyor
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın yayımladığı 2026 yılı Nisan ayı Piyasa Katılımcıları Anketi, ekonomik beklentilerdeki değişimi net bir şekilde ortaya koyarken özellikle enflasyon ve döviz kuru tarafındaki yukarı yönlü revizyonlar dikkat çekti. Bu anket, piyasa aktörlerinin mevcut ekonomik görünümü ve gelecek beklentilerini anlamak açısından önemli bir gösterge niteliği taşıyor.
Anket sonuçlarına göre kısa vadeli enflasyon beklentilerinin yüksek seviyelerde kalmaya devam ettiği görülürken cari ay sonu beklentisinin yüzde 2,93 olarak belirlenmesi, fiyat artışlarının güçlü seyrini koruduğunu ortaya koydu. Yıl sonu enflasyon beklentisinin yüzde 27,53’e yükselmesi ise enflasyonist baskıların devam ettiğine işaret etti.
Orta ve uzun vadeli beklentilerde de yukarı yönlü güncellemeler dikkat çekti. 12 ve 24 ay sonrası enflasyon tahminlerinin artması, fiyat istikrarına yönelik risklerin sürdüğünü ve enflasyonun düşüş sürecinin zaman alabileceğini gösterdi. Döviz kuru tarafında da benzer bir tablo ortaya çıktı. Yıl sonu dolar/TL beklentisinin 51 TL seviyesinin üzerine çıkması, kur tarafındaki yukarı yönlü beklentilerin güçlendiğini gösterirken bu durumun enflasyon ve genel makroekonomik dengeler üzerinde etkili olabileceği değerlendiriliyor.
Ekonomik büyüme tarafında ise daha temkinli bir görünüm dikkat çekti. 2026 yılı büyüme beklentisinin yüzde 3,5’e gerilemesi, ekonomik aktivitede daha yavaş bir büyüme sürecine girilebileceğini ortaya koyarken küresel ve iç dinamiklerin bu süreçte belirleyici olacağı ifade ediliyor.
Faiz beklentilerinde kısa vadede mevcut seviyelerin korunacağı öngörülürken orta ve uzun vadede kademeli bir düşüş beklentisinin oluşması, para politikasında ilerleyen dönemde daha dengeli bir normalleşme sürecine girilebileceğini gösterdi. Genel olarak değerlendirildiğinde, anket sonuçları ekonomik görünümde çok yönlü bir denge arayışının sürdüğünü, enflasyon ve kur tarafında risklerin devam ettiğini ve politika yapıcılar açısından zorlu bir sürecin devam ettiğini ortaya koyuyor.